Agorizm Nedir? Agorist Teori ve Pratiğin Tarihi



1970'lerin sonunda anarşist, aktivist ve yazar Samuel E. Konkin III (SEKIII), “Yeni Liberteryenizm” adını verdiği yeni bir liberteryenizm türünü savunduğu The New Libertarian Manifesto'yu yayınladı. Yeni Liberteryen Hareketin arkasındaki felsefe, adını Yunanca pazar yeri anlamına gelen “agora”dan alan agorizmdi. SEKIII, “Bir agorist, tutarlı bir şekilde özgürlük için ve özgürlük içinde hareket eden kişidir” demiştir. 

Temelde agorizm, gücü devletten almak için yeraltı veya “illegal” ekonomideki siyah ve gri piyasaları kullanarak zorlayıcı güçten arınmış bir toplum yaratmayı amaçlayan radikal bir liberteryen felsefedir. Konkin bu siyah ve gri piyasalar kullanma stratejisini “karşı-ekonomi (counter-economics) olarak adlandırmış ve karşı ekonomiyi devletin yetki alanı ve kontrolü dışında gerçekleşen tüm barışçıl ekonomik faaliyetler olarak tanımlamıştır. Buna rekabetçi para birimleri (örneğin kripto paralar), topluluk bahçeciliği planları, vergi direnişi ve ruhsatsız iş yapma da dahildir. Agorizm aynı zamanda alternatif eğitim programları, ücretsiz okullar veya beceri paylaşımları ve yerleşik anlatılara karşı çıkan bağımsız medya girişimlerini de kapsar. Agorizmin büyümesi için gerekli olan bir diğer unsur da toplumun, devletin ruhsat ve regülasyonları dışında aktif olarak iş yapan girişimcileri desteklemesidir. 

SEKIII, NLM'de (Yeni Liberteryen Manifesto) daha özgür ve adil bir dünya görüşünü, öncelikle toplumun mevcut durumunu, yani devletçiliği tanımlayarak özetliyor. Konkin, kölelikten liberteryen düşüncenin keşfine kadar insan düşüncesinin izlediği yolu kısaca özetlemekte ve ayrıca araçlar ile amaçlar arasındaki tutarlılığın önemini vurgulamaktadır. Hatta Konkin, devletçi tutarsızlıkları ortaya çıkarmanın “liberteryen teorisyenin en önemli faaliyeti” olduğuna inanmaktadır. Konkin buradan itibaren agorizmin amacını ve bu amaca ulaşmak için gerekli olan karşı ekonomik araçları tanımlamaktadır.  

Daha özgür bir dünya için agorist mücadelenin net bir resmini çizmek amacıyla Konkin, devletçilikten agorizme uzanan dört aşamayı ve bilinçli bir agoristin agorist propaganda ve karşı-ekonomik faaliyeti ilerletmek için başvurabileceği çeşitli eylemleri açıklıyor. Konkin'in ilerleme vizyonunu anlayarak, toplumun bir bütün halinde ne kadar yol kat ettiğini ve bireyler olarak bu adımların neresinde olduğumuzu özetleyen bir şema oluşturmak mümkündür. Adımlar belirlendikten sonra, yeni liberteryenlerin bir aşamadan diğerine geçmesine yardımcı olabilecek stratejileri saptamak mümkün olacaktır. 

 Konkin “Sıfırıncı Aşama: Sıfır Yoğunluktaki Agorist Toplum” ile başlıyor. Sıfırıncı aşama, hiçbir agoristin var olmadığı ve liberteryen düşüncenin dağınık ve örgütsüz olduğu aşamadır ki Konkin'e göre “insanlık tarihinin büyük bir kısmı” böyleydi. Liberteryenler agorizm felsefesinin farkına vardıklarında, karşı-ekonomik faaliyet başladı ve “Aşama 1: Düşük Yoğunluktaki Agorist Toplum"a geçtik. Bu aşamada ilk karşı-ekonomi liberteryenler ortaya çıktı. Konkin, bunun “Get-Liberty-quick” planlarının cazibesine kapılacak aktivistler için tehlikeli bir zaman olduğuna inanıyordu. Konkin ayrıca aktivistlere politik kampanyaların cazibesine kapılmamaları gerektiğini de hatırlatır. 

Aşama 1, mevcut az sayıdaki karşı-ekonomistin ana hedefinin “‘radikal gruplar’, kızıl gruplar ya da genel olarak bir ‘ Liberteryen Sol’ fraksiyon” oluşturmak olduğu bir dönem olarak sunulmaktadır. Konkin ayrıca toplumun çoğunluğunun “herhangi bir teoriden çok az anlayan, ancak maddi kazançla devletten kaçmaya, kaçınmaya veya Devlete meydan okumaya teşvik edilen” kişiler olduğunu belirtmektedir. 

Konkin, özgür topluma ulaşmak için eğitim ve “karşı-ekonomistlerin özgürlükçü anlayış ve karşılıklı destek için bilinçlendirilmesi” ihtiyacını bir kez daha vurgulamaktadır. SEKIII ayrıca, aşama 1'in son evrelerinde “devletin radikal eylemlerini engelleyebilecek” kadar etki ve sayı bakımından güçlenebilecek bir liberteryen sol hareketin yaratılması çağrısında bulunmuştur. Devletin eylemlerini engelleme yeteneği, son yıllarda internet üzerinden hızlı bilgi paylaşımına ve örgütlenme çağrılarına olanak tanıyan merkezi olmayan, eşler arası ağların patlamasıyla kesinlikle artmıştır. Devlet görevlileri tarafından gerçekleştirilen haksız tutuklamalara karşı çıkmak için bir araya gelen toplulukları gösteren videolar giderek artmaktadır. 

Örneğin, FreedomCells.org, NextDoor.com ve GetCell411.com web siteleri ve uygulamaları topluluklarımızı güçlendirmek, karşı-ekonomiyi büyütmek ve devlete karşı koymak için kullanılabilecek araçlar sunmaktadır. Freedom Cell Network'ü kullanarak, gerçek dünyada örgütlenmek ve devlete olan ihtiyacı bertaraf etmek amacıyla kendi şehirlerinde, eyaletlerinde ya da ülkelerinde özgürlüğü düşünen diğer bireylerin yerini tespit edebilirler. 2016 yılında siteyi, Freedom Cells (Özgürlük Hücreleri) olarak bilinen ve bir sonraki bölümde ayrıntılı olarak inceleyeceğimiz karşılıklı yardım grupları oluşturmak için çevrimiçi bir platform olarak başlattık. NextDoor aynı zamanda kullanıcının hem dijital hem de gerçek dünyada yerel toplulukla bağlantı kurmasına olanak tanıyor. Uygulamanın bir diğer avantajı da kendi mahallenize odaklanmış olmasıdır. Bu sayede bireyler önemli güvenlik bilgilerini, kayıp ve buluntu eşyalarını ya da karşı-ekonomik iş fırsatlarını doğrudan yakınlarında yaşayanlara gönderebilmektedir. Son olarak Cell411 kendisini “gerçek zamanlı, ücretsiz bir acil durum yönetim platformu” olarak tanımlıyor. Bu, patlak lastik, araba kazası, bir devlet ajanının şiddeti veya başka bir acil durumda doğrudan uyarı gönderebileceğiniz “hücreler” veya gruplar oluşturmanıza izin verdiği anlamına gelir. Uygulama ayrıca üçüncü bir tarafın yolculuk fiyatını veya kullanılması gereken para birimini belirlemediği gerçek anlamda agorist yolculuk paylaşımına da olanak tanıyor. 

Bu araçların her biri, devlet müdahalesini ve düzenlemesini tamamen yararsız hale getirme potansiyeline sahip karşı ekonomi teknolojisinin bir parçasıdır. Eğer anı yakalayabilirsek, ortaya çıkan bu eşler arası platformları kullanarak siyah ve gri piyasaları büyütebiliriz. Bu tam da Konkin'in toplumun aşama 1'den aşama 2'ye geçmesine yardımcı olacağına inandığı şeydir. “Aşama 2: Orta Yoğunluktaki, Küçük Yoğunlaşma Agorist Toplumu”na geçtiğimizde, devletçiler agorizmin farkına varırlar. Konkin bu aşamada karşı-ekonominin büyüyeceğine ve agoristlerin “devletçi topluma gömülü giderek daha büyük bir agorist alt toplumu” temsil etmeye başlayacağına inanıyor. Agoristlerin çoğunluğu hala devletin hak iddia ettiği topraklarda yaşıyor olsa da “çoğu bireyde agorizm derecesinin bir spektrumunu” görmeye başlarız. Buna “son derece devletçi” olan devletin hayırseverleri ve “agorist alternatifin tamamen bilincinde olan birkaç kişi” de dahildir, ancak toplumun çoğunluğu hala devletçi ekonomiyle uğraşmaktadır. 

Buradan hareketle Konkin, agoristlerin mahalleler, gettolar, adalar ya da uzay kolonileri halinde yoğunlaşmaya başlayabileceklerini öne sürmektedir. Aslında, karşı-ekonomik faaliyeti ve devlete karşı kurumların yaratılmasını vurgulayan Agorist düşünceli toplulukların, deniz yerleşimcilerinin (seasteaders), eko-köylerin, kooperatiflerin ve yeraltı alanlarının yaratıldığını görmeye başlıyoruz. Konkin, bu agorist toplulukların devletten gelebilecek bir saldırıyı önlemek için ana akım toplumun anlayışına güvenebileceğine inanıyordu. İşte bu noktada topluluk koruma ve savunma meselesi devreye giriyor. Polis devleti tekeline karşı topluluk koruma alternatiflerinin yaratıldığını gördük (bkz. Detroit'teki Tehdit Yönetim Merkezi ve Meksika'daki Autodefensas) ancak şimdiye kadar tamamen agorist hiçbir şey ortaya çıkmadı. Nihayetinde agoranın gelişmesini sağlayacak olan da bu topluluk koruma sendikalarının yaratılmasıdır. Ancak bunun gerçekleşebilmesi için “tüm toplumun bir dereceye kadar agorizmle kirlenmiş olması” gerekir ki bu da Konkin'in Yeni Liberteryen İttifak (New Libertarian Alliance) olarak adlandırdığı bir yeraltı ya da yerüstü hareketinin oluşmasına yol açar. NLA basitçe agoranın sözcüsü olarak hareket etmekte ve “agoristyaşamın devletçi yaşama üstünlüğünü duyurmak ve belki de ‘farklı yollara’ sahip olanlara hoşgörü gösterilmesini savunmak için her fırsatı” kullanmaktadır. 

Bu da bizi “Aşama 3: Yüksek Yoğunluktaki, Büyük Yoğunlaşma, Agorist Toplum"a getiriyor; bu aşama, kısmen "Karşı-ekonominin büyümesiyle Devletin kaynaklarının tüketilmesi ve otoritesinin aşınması” nedeniyle devletin nihai bir kriz dönemine girdiği nokta olarak tanımlanıyor. Agoranın etkisi arttıkça, sürdürülemez ekonomik uygulamaların bir sonucu olarak devletin boğucu gücü de dağılmaktadır. Konkin, devletçilerin yeni liberteryenleri “anti-prensipler” ile kazanmaya çalışacakları konusunda bir kez daha uyarıyor ve “uyanıklık ve düşünce saflığını” koruma çağrısında bulunuyor. Yüksek motivasyona sahip yeni liberteryenler, devletle rekabet edecek ilk agorist koruma ve tahkim kurumlarının oluşturulmasına yardımcı olmak için Ar-Ge'ye (R&D) girerler. Bu noktada devlet, çoğunlukla tek bir coğrafi bölgede yoğunlaşan cepler (pocket) halinde varlığını sürdürmektedir. Devletçilik altında yaşayanlar, agorist meslektaşları tarafından deneyimlenen özgürlüğün çok farkındadır. Devlet, “piyasa koruma ajanslarından oluşan büyük sendikaların” devleti kontrol altına alabileceği ve koruma sigortasına kaydolan yeni liberteryenleri savunabileceği kadar zayıflamıştır. Konkin'e göre bu, “ liberteryen bir topluma ulaşmadan önceki son adımdı”. Toplum, daha geniş agorist alanlar ile izole edilmiş devletçi merkezler arasında bölünmüştür. 

Aşama 3'ten aşama 4'e geçiş, “devletin yönetici sınıfı tarafından şiddetin son kez serbest bırakılmasını” beraberinde getirir. Konkin, devletin entelektüellerinin otoritelerine artık saygı duyulmadığını fark ettiklerinde saldırmayı seçeceklerini söyledi. Karşı-ekonomi geriye kalan devletçilere karşı savunma yapacak kadar büyük koruma ajansları sendikaları oluşturduğunda başarılacaktır. NLA, agorist hareket devletçi topluma tamamen nüfuz edene kadar devletin zayıflıklarının farkına varmasını engellemek için çalışmalıdır. Agorist topluluklar devletin saldırısına başarıyla direndiğinde Agorist devrim tamamlanmış olacaktır. Aşama 3'ten 4'e geçerken, Konkin ilk üç değişikliğin “aslında oldukça yapay ayrımlar olduğunu; birinciden ikinciye ve üçüncüye ani bir değişiklik olmadığını” bir süreç olduğunu belirtmektedir. Ancak üçüncü aşamadan dördüncü aşamaya geçişin “oldukça ani” olacağını öngörüyor. 

Aşama 4: Devletçi Kirliliğe Sahip Agorist Toplum 

Devlet son nefesini verdiğinde, karşı-ekonomi, mübadelelerin zorlamadan arınmış olduğu serbest piyasa haline gelir. Konkin, “işbölümü ve her bir işçi-sermayedar-girişimcinin kendine saygısının, geleneksel iş organizasyonunu, özellikle de piyasanın değil devletin bir taklidi olan şirket hiyerarşisini muhtemelen ortadan kaldıracağını” öngörmektedir. Konkin şirketleri bağımsız müteahhitler, danışmanlar ve girişimcilerden oluşan birlikler olarak hayal ediyor. Devletin kalıntıları yakalanıp adalete teslim edildikten sonra, özgürlük sıradan yaşamın temeli haline gelir ve “insanlığın karşı karşıya olduğu diğer sorunların üstesinden geliriz”. 

Konkin'in görüşünün tamamı gerçekleşse de gerçekleşmese de dünya en azından NLM'de (manifestosunda) öngörülen aşamalarda küçük de olsa bir ilerleme kaydetmiştir. Tüm işaretler karşı-ekonomi ve bilinçli agorist hareketin 1. aşamanın sonlarında bir yerde olduğunu ve 2. aşamaya geçtiğini gösteriyor. Yukarıda da belirtildiği gibi, internet (ve bir bütün olarak teknoloji) Konkinyen devrimin başarı şansını büyük ölçüde arttırmıştır. İnsanlık baskıdan uzak bir yaşamın değerine maruz kalırken, böyle bir dünyayı yaratacak araçlara henüz tam anlamıyla maruz kalmamıştır. Agorist hareket ve karşı-ekonomi, devletin şiddet ve hırsızlığına eşit oranda genişlemeye devam ederse, insanları savunma kapasitesine sahip koruma kurumlarını görmemiz sadece bir zaman meselesi olacaktır. Konkin, insanlar devletin zayıfladığını ve çöküşe geçtiğini fark ettiklerinde doğal olarak karşı-ekonomiye yöneleceklerine ve böylece agorist vizyonunun gerçeğe dönüşeceğine inanıyordu. 

Agorizmin mevcut sürdürülemez, yok edici sistemimize bir çözüm sağlama potansiyelini anlamak için gerçek dünyaya bakmalıyız. Siyasi teoriler kağıt üzerinde iyidir, ancak fikirler fiziksel dünyada gördüklerimizi yansıtmıyorsa, zihinsel mastürbasyondan başka bir şey değildir. Konkin'in "An Agorist Primer" kitabının girişinde yazdığı gibi, “Agorizmin teori ve pratiği bütünleştirdiğini daima hatırlayın. Pratik olmadan teori oyun oynamaktır; ciddiye alındığında ise gerçeklikten uzaklaşmaya, mistisizme ve deliliğe yol açar... Agoristler, gerçekliği tanımlamayan herhangi bir teorinin ya yararsız olduğuna ya da entelektüellerin uzman olmayanları dolandırmak için kasıtlı bir girişim olduğuna inanırlar.” Peki o zaman, uygulamada karşı-ekonominin gerçek dünya örnekleri var mı? Ve eğer varsa, bu uygulamanın daha fazla özgürlük ve refaha yol açtığına dair kanıt var mı? 

Bu sorulara yanıt bulmak için 1980'li ve 90'lı yıllarda Peru'daki “kayıt dışı sektöre” bakalım. Kayıt dışı sektör, hükümet yasaları ve düzenlemeleri dışında faaliyet gösteren bireylerden oluşuyordu. Kayıt dışı sektörün faaliyetleri, hükümet düzenlemelerine bakılmaksızın yasal sistemin dışında yürütülmektedir. Bu faaliyetler toplu olarak kayıt dışı ekonomiyi temsil etmektedir. Hernando De Soto, 1989 tarihli Öteki Yol (The Other Path) adlı kitabında Peru kayıt dışı ekonomisinin ortaya çıkışı ve işleyişi hakkında detaylı bir çalışma sunmaktadır. De Soto, kayıt dışı ekonominin dinamiklerinin devreye girebilmesi için hükümetin konut, ulaşım ve ticaret alanlarındaki düzenlemelerinin kaldırılması gerektiğini savunmuştur. Ne yazık ki De Soto ve The Other Path, kapitalizmi serbest piyasa ile bir tutmakta ve kayıt dışı ekonominin yeni devletçi ekonomi haline gelmesini sağlayacak “piyasa odaklı reformları” teşvik edecek kadar ileri gitmektedir. De Soto ve onun Özgürlük ve Demokrasi Enstitüsü, kayıt dışı ekonominin ve gerçek anlamda özgür bir piyasanın kullanılması yoluyla tam bir özgürleşmeyi teşvik etmek yerine, kapitalist bir hükümetin insanları özgürleştireceğine inanmaktadır. Bu eksikliklerine rağmen Öteki Yol, karşı-ekonomik faaliyetlerle ilgilenen her öğrenciye tavsiye edilir. 

Peru'nun kayıt dışı ekonomisine ilişkin bir diğer önemli nokta da bu siyah piyasa girişimcilerinin devletin düzenlemelerinden ve Maoist-terör grubu “Parlayan Yol”(The Shining Path)'un şiddetinden kaçmak için doğrudan bir girişim olarak kayıt dışı işlere yatırım yaptıkları ve bu işleri yarattıkları gerçeğidir. Öteki Yol yayınlandığında, köylü sınıfına piyasanın bir kurtuluş aracı olmaktan ziyade hor görülecek bir şey olduğunu öğreten Parlayan Yol'un Marksist propagandasına karşı koymak için tasarlanmıştı. Kitap en çok satanlar listesine girecek ve büyüyen gayri resmi ekonomistlerin sınırsız ticaretin ve piyasa eyleminin gücünü fark etmelerine yardımcı olacaktı. Ne yazık ki, gerçekten bilinçli ve örgütlü bir agorist hareketin yokluğunda, kayıt dışı ekonomi Peru'nun devletçi ekonomisi tarafından emilmiş gibi görünüyor. 

 Yine de Peru'nun kayıt dışı ekonomisinin yükselişi sırasında, Özgürlük ve Demokrasi Enstitüsü, “yasa dışı girişimcilerin” ve geniş ailelerinin ülke nüfusunun yaklaşık %60 ila %80'ini oluşturduğunu ve tüm işletmelerin %56'sını işlettiğini bildirmiştir. De Soto, The Other Path'in 2002 güncellemesinde Rusya ve Ukrayna'nın yeraltı ekonomilerinin Gayri Safi Yurtiçi Hasıla'nın %50'sini oluşturduğunu, Latin Amerika ve Karayipler'deki tüm işlerin %85'inin bu kayıt dışı ya da karşı-ekonomide yaratıldığını yazmaktadır. Açıkçası, kayıt dışı ya da karşı ekonomi Samuel Konkin'in öngördüğü kadar önemli hale gelmiştir. 

Öteki Yol sadece karşı-ekonominin önemini vurgulamakla kalmıyor, aynı zamanda devletin gönüllü mübadeleye yönelik kısıtlayıcı ve müdahaleci düzenlemelerinin nasıl doğrudan yeraltı piyasalarının büyümesine yol açtığını da gösteriyor. ILD tarafından yürütülen vaka çalışmalarına göre, 1980'lerde Peru'da perakende pazarı açmaya çalışan ortalama bir kişi 13 yıl süren yasal ve idari engellerle karşılaşıyordu. Buna ek olarak, yeni bir otobüs güzergahı işletmek için izin almak 26 ay, ticari amaçlı bir dikiş makinesini yasal olarak işletmek için gerekli lisansları almak ise günde 6 saat çalışarak neredeyse bir yıl sürüyordu. 

 “Peru'da sınıf savaşı olduğu kesin. Ancak bugün Peru toplumunu ikiye bölen ana çizgi, girişimcileri işçilerden ayıran yatay bir çizgi değil. Asıl ayrım çizgisi dikey bir sınırdır; bu sınırın sağında politikacılar, bürokratlar ve hükümetin nimetlerinden faydalanıp yaşayan işadamları, solunda ise bu nimetlerden dışlanan yasal ve yasa dışı üreticiler yer almaktadır” diye yazmıştı De Soto 2002 yılında. 

Bir yanda devam eden şiddet ve Parlayan Yol'un Maoist retoriği, diğer yanda devletçi düzenlemeler ve hırsızlıkla karşı karşıya kalan Peru halkı, kırsal bölgelere seyahat etmeyi ve ticaret, araç paylaşımı ve barınma için gayri resmi piyasalar yaratmayı seçti. Özgür düşünen insanlar, sürekli hırsızlık ve bürokrasi tehdidiyle karşı karşıya kaldıklarında böyle yaparlar. Sonunda, insanlar hayatlarının her alanının devlet tarafından işgal edilmesinden bıkacak ve dışarıdan çözümler arayacaklardır. Bu, seçim siyaseti ve oy verme gibi reformist planları veya muhtemelen şiddetli isyanı içerebilir. Karşı-ekonomi ve agorizm özgürlüğe giden üçüncü bir yol sunar. Barışçıl, tutarlı ve bugün dünyada ortaya çıktığını gördüğümüz gerçekleri yansıtan bir yol. 

Bu karşı-ekonomik gerçekliğin Çin, Kuzey Kore, Küba ve Afrika'da da belgelenmiş çok sayıda örneği bulunmaktadır. Radikal propaganda ve Batı medyası USB bellekler aracılığıyla Kuzey Kore'ye sokulurken, dünyanın dört bir yanındaki sokak satıcıları devletin ruhsat fişlerine aldırmadan faaliyet göstermektedir. Kenya Ulusal İstatistik Bürosu'na göre kayıt dışı sektör 2015 yılında 713.000 yeni iş yaratarak “küçük ölçekli tarım sektörü ve çobanlık faaliyetleri dışında” yaratılan tüm yeni işlerin toplam %84,8'ini oluşturmuştur. Ayrıca, Ulusların Gizliliği (Stealth of Nations) kitabında: Robert Neuwirth, karşı-ekonominin ya da kendi deyimiyle Sistem D'nin küresel erişimini belgelemektedir. Neuwirth bizimle aynı sonuca varmaktadır: insanlar bir gereklilik olarak devletin dışında örgütlenecek ve çoğu durumda vergilendirilmemiş, düzenlenmemiş karşı-ekonomiyi tercih edeceklerdir. 

Dünya işçilerinin, piyasaya girişte baskıcı, elitist engeller olmaksızın mal ve hizmetlerini değiş tokuş etme arzusu içinde oldukları açıktır. İnsanlar müdahale olmaksızın gönüllü olarak bir araya gelmeyi ve değiş tokuş yapmayı arzulamaktadır. Bu arzu, “ana akım” devletçi ekonomi kontroldeki mevcut kuklaların kaprislerine tabi olduğu sürece her zaman kara ve gri piyasalarda karşı-ekonomik faaliyetlerin yaratılmasına yol açacaktır. Ancak, devletin düzenlemelerinden kaçmaya çalışmak, agorist ve karşı-ekonomik stratejimizin tek hedefi değildir. Oyunun sonu, özgür insanların parazit devlet ve şirket sınıfının güç ve baskısına bağlı olmadığı devletsiz bir toplumdur. 

Devlet okullarında veya ana akım medyada nadiren tartışılsa da tarih boyunca var olan devletsiz toplumların ve toplulukların çeşitli örnekleri vardır. Geçmiş devletsiz toplumları incelemek isteyenler için Ortaçağ İzlanda'sını, James Scott'un Yönetilmeme Sanatı (Türkçesi vardır) kitabını incelemelerini tavsiye ederiz: Anarchist History of Upland Southeast Asia ve Pierre Clastres'in Society Against the State adlı kitaplarını incelemelerini tavsiye ederiz. Ayrıca, bol miktarda örnek görmedikleri için devletsiz bir toplumun var olamayacağına inananların, insan deneyiminin potansiyeline ilişkin önyargılı engeller ve varsayımlar koyarak kendilerini sınırlandırdıklarını da vurgulamalıyız. Eğer dünyanın kalpleri ve zihinleri bu fırsatı değerlendirir ve agorist teoriyi eyleme geçirirse, karşı-ekonominin yükselişini göreceğiz. Bir sonraki bölümde inceleyeceğimiz gibi, karşı-ekonominin potansiyelini yakalamak ve devleti gerçekten zayıflatmak için gereken tek şey öz-bilinçli, örgütlü bir agorist harekettir. 

Yazar: Derrick Broze

Çevirmen: Simurg Konkin

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tiresiz Anarşizm